Sele Neden Olan Yağış Türü: Bir Fırtınanın İçindeki Duygular
Fırtınanın Sesi
Bir sabah, Kayseri’nin sakin sokaklarında güneşin nazik ışıkları penceremden süzüldü. Hava, en sevdiğim türdeydi; ne sıcak, ne de soğuktu. Gökyüzü, kışın sonuna yaklaşırken bir parça mavi kalmıştı. Ama o an, bir şeyler beklenmedikti. Aslında, belki de beklemek değil, o hissi yaşamaktı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Şehirdeki gürültü her zamanki gibi devam ediyordu, fakat kalbimde bir huzursuzluk vardı. Saatler geçtikçe, o huzursuzluk yerini bir beklentiye bırakmaya başladı.
Ve sonra, o an geldi.
Birdenbire, sanki doğa tüm gücüyle solumaya başlamıştı. Sırılsıklam oldum. Havanın nemi, içimdeki sıkışan duyguları harekete geçirdi. Dışarıda yağmur birden hızla şiddetlendi. O kadar ki, sanki her damla bir çığlık gibi düşüyordu yer yüzüne. Gökyüzü, önce griye döndü, sonra birden kararmaya başladı. Yağmurun sesi, her bir damla yere düşerken kalbimde bir şeyler kopuyordu. Bu, sıradan bir yağmur değildi. Bu, sele neden olan o yağıştı.
Yağmur ve Gelecek Korkusu
Fırtınanın sesine kulak verirken, geriye doğru bir adım attım. Her yağmur, bende eski korkuları uyandıran bir şeyler taşır. Daha önce hiç bu kadar yoğun ve hızlı bir yağmur yağmamıştı. Şehir, nehrin kenarında büyük bir tehlike altında olmasına rağmen, insanlarımız nehrin taşmalarını umursamıyordu. O an aklımda tek bir şey vardı: sele neden olan yağış, yani aniden ve büyük bir şiddetle yağan, yere çakan damlalar.
Bilinçaltımda kaybolan zamanların yankıları vardı. Çocukken, annem bana her zaman “Yağmur, umut demek,” derdi. Ancak bu kez, o umutla birlikte bir korku da vardı. Gözlerim, pencerenin dışına odaklandığında, her şeyin ne kadar hızlı değişebileceğini düşündüm. Yağmur, daha fazla yağdıkça, sele dönüşebileceğini düşündüm. Dışarıda koşan insanlar, çantalarını başlarının üstüne tutarak ıslanmayı engellemeye çalışıyorlardı ama ne yazık ki, bu onlara sadece bir anlık bir rahatlık sunuyordu.
Bu anı yaşarken içimdeki duygular karışıktı: hem heyecan hem de korku. Bir taraftan sabahın erken saatlerinde, sakin bir sabahın başlamış olması; diğer taraftan, yağmurun getirdiği anlık bir felaket düşüncesi… Her şey birden bire değişebilirdi. O düşünce içimi daraltırken, geriye adım atıp yazdığım günlüklerime bir göz attım.
Umut ve Hayal Kırıklığı Arasında
Beni bekleyen en büyük soru, bu yağmurun ne kadar devam edeceği ve ne zaman sona ereceğiydi. Bunu düşündükçe, geçmişteki hayal kırıklıkları aklıma geldi. Yağmurun rengi, kararmaya başlayan gökyüzü bana, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyordu. Bazen, her şeyin ne kadar güzel olduğuna inanıyordum, bazen de her şeyin bir anda yerle bir olabileceğine. Ve her bir damla, içimde bu duyguları şekillendiriyordu.
Bazen umutla beklerken, bir şeylerin aslında tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğini fark ediyorsun. Yağmurun her damlası, bir beklentinin aniden sona erdiğini ve başka bir şeyin doğacağını simgeliyordu. Bu, sevinçle dolu bir hayal kırıklığıydı. Bir tür fırtınayla gelen karmaşa gibiydi. Ama her şeyin ortasında, bir şeyler seni tekrar ayağa kaldırıyor. Belki de hayat, sele dönüşen yağmurlarla gelen, yeniden doğma sürecidir.
Bir Fırtınadan Sonra
Saatler geçtikçe, yağmur biraz duruldu. Gökyüzü hala griydi ama bir nebze daha sakinleşmişti. Dışarı çıkıp, şehrin kalan nehir kenarına baktım. Yavaşça toparlanmaya başlamıştı. İnsanlar, şehirdeki selin geride bıraktığı yıkımı toparlıyordu. Her şey olduğu gibi görünse de, bir şey değişmişti. Tıpkı hayat gibi. Bazen fırtınalar gelir, ama sonrasında kalan sadece yeni bir başlangıçtır.
Yağmurun her damlası, hem bir uyarıydı hem de bir fırsat. Sevinç ve hayal kırıklığı arasında bir denge bulmak, hayatın anlamını taşır. Sevinç, bazen hayal kırıklıklarından doğar. Ve sele neden olan yağmur, o hayal kırıklıklarının yoğunlaşmış halidir. Bu fırtına bana bir şey öğretmişti: Umut her zaman sonrasında gelir.
Şimdi, tekrar pencereme bakarken, bir daha yağmurun ne zaman yeniden geleceğini merak ediyorum.