Biyokimya Mezunları Ne Olur? – Bir Genç Yetişkinin Hikayesi
Hayat, ne yazık ki bazen hiç planladığımız gibi gitmez. 25 yaşında Kayseri’de yaşayan biri olarak, biyokimya mezunu bir genç yetişkin olmanın ne demek olduğunu, yıllar geçtikçe daha derinlemesine anladım. Ama bazen, ne kadar büyümek istesen de, hala içinde bulunduğun yerin ağırlığına karşı koyamayabiliyorsun. Kendini kaybettiğin, anlam aradığın zamanlarda, yıllarca okuduğun, üzerine titrediğin alanın, sana bir kapı değil de, bir duvar gibi göründüğü anlar da oluyor.
İlk Adım: Bir Umut Arayışı
Hatırlıyorum, üniversiteyi bitirdiğimde geleceğe dair umutla doluydum. Biyokimya bölümünde aldığım eğitim, bana bilimin derinliklerine inmeyi, insan vücudunun sırlarını çözmeyi vaat ediyordu. Her zaman istediğim şeydi bu; insan sağlığını anlamak, tedaviye katkı sağlamak, belki bir gün kanserin tedavisini bulmak… Ama mezuniyetimle birlikte anladım ki, sadece öğrenmek yetmiyormuş. Asıl soru şu: Mezun olduktan sonra biyokimya mezunları ne olur?
O zamanlar, Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken bir yanda üniversitenin o sıkıcı labaratuvar kokusu, bir yanda da dışarıdaki dünya arasındaki farkı düşünüp, “Ne yapacağım şimdi?” diye sormaktan başka bir şey yapamaz oldum. Ne kadar bu soruya cevabım olsa da, bir o kadar kaybolmuş hissettim.
İşte o gün, bir sabah güneş doğmadan önce, her şeyin mümkün olduğu düşüncesiyle umutla uyanmışken, derin bir hayal kırıklığı hissettim. Biyokimya bana bir dünya sunmuştu ama bu dünya, artık bana kapalı gibi görünüyordu. Çünkü mezuniyetimle birlikte hayatın bana gösterdiği şey, bana nasıl bir uzmanlık geliştireceğimi ve gelecekte ne yapacağımı değil, sadece büyük bir boşluktu. O boşluk, başta heyecan verici gelmişti, ama gittikçe bu boşluk bir kaygıya dönüştü. Bu, mezuniyetin, yaşanması gereken en büyük belirsizliğiydi.
Hayal Kırıklığının İçinde Bir Arayış
Biyokimya mezunu olmak, belki de insanların görmeyi hayal ettiği bir şeydir. Ancak bu alanın sadece teorik yönüyle ilgilenen bir genç için, gerçek hayatın acı gerçekleri oldukça farklı. Biyokimya mezunlarının ne olacağı sorusuna verdiğimiz cevaplar hep birbirinden farklıdır. Kimisi akademik bir kariyer ister, kimisi ilaç sektöründe çalışır, kimisi ise hastanelerde görev alır. Ama işin gerçeği, bunun ne kadar zorlayıcı ve belirsiz bir süreç olduğudur.
Benim için de öyleydi. İlk başta düşündüm: belki hastanelerde çalışabilirim, bir kimyager olabilirim ya da ilaç sektöründe araştırmalar yapabilirim. Ama başvurularımın çoğu hep boşuna kaldı. O zamanlar, yaptığım her başvurunun ardından aldığım reddedilme yanıtları, biraz daha kırıyordu beni. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar başarısızlıkla karşılaşmamıştım.
Bir gün, o derin boşluğun içinde kaybolmuşken, bir akşam Kayseri’nin o soğuk havasında dışarıda yürürken, bir kafede oturan birkaç eski arkadaşımla karşılaştım. O gün, 2 yıl önceki o gülümseyen ve umut dolu halimle aynı kişi olamazdım. O kadar değişmiştim ki…
“Ne yapıyorsun, nasıl gidiyor?” dedi biri.
Sadece biraz kafamı sallayarak, “Bilmiyorum,” diye cevap verdim. Ve sonra, “Biyokimya mezunları ne olur? Bunu hâlâ çözemedim,” dedim. O an, içimdeki hayal kırıklığının aslında yalnızca bir başlangıç olduğunu fark ettim. Çünkü o kadar derinden sormuştum ki bu soruyu, sadece kendi içimde değil, başkalarının gözlerinde de cevabını aradım. Ama herkesin cevabı birbirinden farklıydı.
Umut ve Kapanan Kapılar
O gün akşam, düşüncelerim biraz daha netleşti. Hayatın her dönüm noktasında karşılaştığım her kapanan kapı, beni aslında yeni bir şey keşfetmeye zorluyor gibiydi. Biyokimya alanında çalışmanın sadece bir yolu olmadığını, başka alanlarda da kendimi bulabileceğimi fark ettim. Kayseri’deki küçük bir kimya laboratuvarında bir pozisyon buldum. İş, aslında tam istediğim gibi değildi ama orada öğrendiklerim ve deneyimim, beni ilerleyen yıllarda çok daha güçlü bir insan yaptı.
İlk başta sadece masabaşı işler yapıyor gibi hissettim, ama bir yandan da öğrendikçe kendimi daha fazla geliştirdiğimi fark ettim. Kimya dünyasına dair bildiklerimi uygulayarak, başkalarına yardımcı olmak beni iyileştirdi. Sonunda, biyokimyanın ne olduğunu, aslında hayatta nasıl bir yeri olduğunu anladım: Bu sadece bir alan değil, bir düşünme biçimi, bir hayat şekliydi.
Hayatın Akışında Biyokimya
Bir yandan şunu da fark ettim ki, biyokimya mezunu olmak bana bir kimlik kazandırdı, ama bu kimlik, sadece akademik bir başarıdan ibaret değildi. Bu kimlik, hayatta karşılaştığım her engelle birlikte şekilleniyordu. Her başvuru, her reddedilme, her yeni deneyim, biyokimyayı daha derinden anlama yolculuğuydu. Bir biyokimyacı, sadece laboratuvarlarda testler yapan biri değildir; aynı zamanda yaşamın kimyasını anlamaya çalışan bir yolcudur.
Kayseri’de, bir kafede eski arkadaşlarım ile otururken, birkaç yıl önce kaybolmuş gibi hissettiğim o gülümsediğim halime dönmeye başladığımı hissettim. Çünkü biyokimya, bana hayatın kimyasını öğreten bir yolculuk olmuştu. Biyokimya mezunları ne olur? Belki bazen umutsuzca yol alır, ama sonunda hep bir kapı açılır.
Ve ben o kapıyı, cesaretle açtım.